Sepete eklendi

Dijital ürün
%55
Tükendi

2. AĞA’NIN GELİNİ +21
45
TL
100
TL
“Azra? Azra! Ne oluyor?!”
Kapının arkasından Jehat’ın sesi de yumruk gibi patladı:
“Ne oluyor?! Azra?!”
Ben karnımı tutup iki büklüm oldum. Bacaklarımın arasında bir sıcaklık… Bir anlık şaşkınlık… Sonra dehşet.
Yavaşça aşağı baktım, titredim.
“Bahar…” dedim nefes nefese.
“Bir şey oluyor… Bebek…” Su gibi bir akıntı bacaklarımdan aşağı süzüldü.
“Bahar… kanamam…” dedim kısık, titrek bir sesle.
Bahar’ın yüzü bembeyaz oldu.
“Allah’ım… Azra…” diye fısıldadı.
Kapının öbür tarafında ise Jehât Zana’nın sesi öyle bir yükseldi ki;
“Azra! Kapıyı açın! Şimdi! Açın o kapıyı! Ne sikim dönüyor orada!”
Bahar’ın sesi titriyordu. “Kanama mı Azra? Kanama mı bu?”
Başımı salladım sadece… Kelime kuracak hâlim yoktu. Gözüm üzerimdeki siyah tayta kaydı… Kumaş koyu diye görünmez sanmıştım ama…
Koyu kırmızı bir leke hızla yayılıyordu. Dünyam bir anda bulanıklaştı. Nefesim göğsümde sıkıştı.
“Be–bebeğim… Bahar…” diyebildim kekelercesine.
Bahar’ın yüzü bembeyaz oldu, eliyle ağzını kapattı. Ne yapacağını bilemiyordu. Kollarımdan tutup beni yavaş yavaş koltuğa doğru götürürken dışarıdaki ses hiç susmadı.
“Azra! Aç şu kapıyı!”
Kapı öyle bir sarsıldı ki, tahta gıcırdadı.
“Kıracağım Azra! Aç kapıyı!”
Her bağırtısında içim daha çok titredi. Nefret, korku, öfke… ama şimdi hepsinin üzerinde tek bir şey vardı: oğlum.
Beni koltuğa oturttuğunda ellerim karnıma gitmişti bile.
Islaklık arttı, sancı kaburgalarımı çatlatacak gibi içimden geçti. Dişlerimi sıktım, ama acı durmadı, bacaklarım titredi.
“Yolun sonu bu…” diye geçti içimden. Eğer kapıyı açmazsam… ambulans bile gelmeden çok geç olabilirdi. Ama açarsam…
Jehât…
O sabahın bedeli…
Bu bebek…
Kapının arkasından Jehat’ın sesi de yumruk gibi patladı:
“Ne oluyor?! Azra?!”
Ben karnımı tutup iki büklüm oldum. Bacaklarımın arasında bir sıcaklık… Bir anlık şaşkınlık… Sonra dehşet.
Yavaşça aşağı baktım, titredim.
“Bahar…” dedim nefes nefese.
“Bir şey oluyor… Bebek…” Su gibi bir akıntı bacaklarımdan aşağı süzüldü.
“Bahar… kanamam…” dedim kısık, titrek bir sesle.
Bahar’ın yüzü bembeyaz oldu.
“Allah’ım… Azra…” diye fısıldadı.
Kapının öbür tarafında ise Jehât Zana’nın sesi öyle bir yükseldi ki;
“Azra! Kapıyı açın! Şimdi! Açın o kapıyı! Ne sikim dönüyor orada!”
Bahar’ın sesi titriyordu. “Kanama mı Azra? Kanama mı bu?”
Başımı salladım sadece… Kelime kuracak hâlim yoktu. Gözüm üzerimdeki siyah tayta kaydı… Kumaş koyu diye görünmez sanmıştım ama…
Koyu kırmızı bir leke hızla yayılıyordu. Dünyam bir anda bulanıklaştı. Nefesim göğsümde sıkıştı.
“Be–bebeğim… Bahar…” diyebildim kekelercesine.
Bahar’ın yüzü bembeyaz oldu, eliyle ağzını kapattı. Ne yapacağını bilemiyordu. Kollarımdan tutup beni yavaş yavaş koltuğa doğru götürürken dışarıdaki ses hiç susmadı.
“Azra! Aç şu kapıyı!”
Kapı öyle bir sarsıldı ki, tahta gıcırdadı.
“Kıracağım Azra! Aç kapıyı!”
Her bağırtısında içim daha çok titredi. Nefret, korku, öfke… ama şimdi hepsinin üzerinde tek bir şey vardı: oğlum.
Beni koltuğa oturttuğunda ellerim karnıma gitmişti bile.
Islaklık arttı, sancı kaburgalarımı çatlatacak gibi içimden geçti. Dişlerimi sıktım, ama acı durmadı, bacaklarım titredi.
“Yolun sonu bu…” diye geçti içimden. Eğer kapıyı açmazsam… ambulans bile gelmeden çok geç olabilirdi. Ama açarsam…
Jehât…
O sabahın bedeli…
Bu bebek…
Bu ürün dijital ortamda teslim edilir.
Bu ürünleri beğenebilirsiniz









