DJ Adem’in İstanbul Macerası
142.000
TL
İlk insan Adem’in aynı zamanda ilk Anadolu Techno DJ’i olduğu pek bilinmez.
O gece KüçükÇiftlik Park’ta binlerce kişiye çalmıştı. Davul, zurna, bağlama ve kick birbirine girmiş; Adem 140 BPM’de İstanbul’u yaradılışın ilk rave’ine çevirmişti. Tek sorun erkekler tuvaletiydi. İnsanlık henüz yeni başlamış olmasına rağmen sıra şimdiden uzundu.
Sabah ezanı okunurken kendisini nasıl olduysa Ayasofya’da buldu. Başında geceden kalma kırmızı bir fes vardı. Decklerin başındaki Adem gitmiş, yerine huşu içinde namaz kılan Adem gelmişti. İnsan bazen Tanrı’yı arar, bazen bası; İstanbul’da ikisi aynı geceye sığabiliyordu.
Namazdan sonra Beyoğlu’na çıktı. Karnı acıkınca kırmızı başlıklı birkaç mantar yedi. Bir süre sonra Galata Kulesi nefes almaya, sokaklar ebru gibi akmaya başladı. Efelerle karşılaştı, zeybek oynadı. Sonra Galata’da semaha durdu. Döndükçe dünya mı dönüyordu, kendisi mi, karar veremedi.
Fakat Adem’in asıl derdi başkaydı.
Bütün gün kaburgasını yoklayıp duruyordu.
“Havva?”
Yok.
Bir ara göğsünde bir sızı hissetti, heyecanlandı. Meğer açlıkmış. Döner yedi. Üzerine çay içti. Biraz lokum attı ağzına. Havva hâlâ yoktu.
Akşamüstü İstanbul’un bütün işaretleri birbirine karışmıştı: çiçekler, fesler, kuleler, kırmızı yıldızlar, çay bardakları… Adem sonunda şunu düşündü:
“Belki de insanın eksik hissettiği her şey, ondan koparılıp bir yerlerde kendisini beklemiyordur. Belki bazı şeyleri aramak değil, karşılaşmak gerekir.”
Yine de romantizmi elden bırakmadı.
Kız Kulesi’ne doğru giden vapura bindi. Havva’nın orada kendisini beklediğine inanıyordu. Boğaz’a bakıp fesini düzeltti. Cebinde son bir lokum, kafasında hâlâ geceden kalma techno bası vardı.
Vapur sisin içine girdi.
O günden sonra DJ Adem’i kimse görmedi.
Havva’yı buldu mu bilinmez.
Ama rivayete göre bazı geceler Boğaz’dan karşıya geçerken uzaktan dum-tıs, dum-tıs diye bir ses duyarsanız, insanlık hâlâ partinin bitmesini bekliyordur.
O gece KüçükÇiftlik Park’ta binlerce kişiye çalmıştı. Davul, zurna, bağlama ve kick birbirine girmiş; Adem 140 BPM’de İstanbul’u yaradılışın ilk rave’ine çevirmişti. Tek sorun erkekler tuvaletiydi. İnsanlık henüz yeni başlamış olmasına rağmen sıra şimdiden uzundu.
Sabah ezanı okunurken kendisini nasıl olduysa Ayasofya’da buldu. Başında geceden kalma kırmızı bir fes vardı. Decklerin başındaki Adem gitmiş, yerine huşu içinde namaz kılan Adem gelmişti. İnsan bazen Tanrı’yı arar, bazen bası; İstanbul’da ikisi aynı geceye sığabiliyordu.
Namazdan sonra Beyoğlu’na çıktı. Karnı acıkınca kırmızı başlıklı birkaç mantar yedi. Bir süre sonra Galata Kulesi nefes almaya, sokaklar ebru gibi akmaya başladı. Efelerle karşılaştı, zeybek oynadı. Sonra Galata’da semaha durdu. Döndükçe dünya mı dönüyordu, kendisi mi, karar veremedi.
Fakat Adem’in asıl derdi başkaydı.
Bütün gün kaburgasını yoklayıp duruyordu.
“Havva?”
Yok.
Bir ara göğsünde bir sızı hissetti, heyecanlandı. Meğer açlıkmış. Döner yedi. Üzerine çay içti. Biraz lokum attı ağzına. Havva hâlâ yoktu.
Akşamüstü İstanbul’un bütün işaretleri birbirine karışmıştı: çiçekler, fesler, kuleler, kırmızı yıldızlar, çay bardakları… Adem sonunda şunu düşündü:
“Belki de insanın eksik hissettiği her şey, ondan koparılıp bir yerlerde kendisini beklemiyordur. Belki bazı şeyleri aramak değil, karşılaşmak gerekir.”
Yine de romantizmi elden bırakmadı.
Kız Kulesi’ne doğru giden vapura bindi. Havva’nın orada kendisini beklediğine inanıyordu. Boğaz’a bakıp fesini düzeltti. Cebinde son bir lokum, kafasında hâlâ geceden kalma techno bası vardı.
Vapur sisin içine girdi.
O günden sonra DJ Adem’i kimse görmedi.
Havva’yı buldu mu bilinmez.
Ama rivayete göre bazı geceler Boğaz’dan karşıya geçerken uzaktan dum-tıs, dum-tıs diye bir ses duyarsanız, insanlık hâlâ partinin bitmesini bekliyordur.
Bu dükkandaki tüm ürünler ücretsiz kargo ile gönderilir.

