Sepete eklendi



Son ürün
%10
Tükendi



Lapis Lazuli Doğal Taş Çelik Kolye
450
TL
500
TL
Ücretsiz kargo
Binlerce yıl önce, Mezopotamya ile Mısır arasındaki kadim ticaret yollarında, gökyüzünün yere düşmüş bir parçası olduğuna inanılan bir taş dolaşırdı: Lapis Lazuli.
Rivayete göre bu taş, sıradan bir maden değildi. Gece göğünün en karanlık anında, yıldızlar dualarını yeryüzüne fısıldarken oluşmuştu. İçindeki altın ışıltılar, aslında yıldız tozuydu. Bu yüzden ona bakan herkes, kendi içindeki sonsuzluğu hatırlardı.
Antik Mısır’da genç bir şifacı adayı olan Nefer, ilk inisiyasyon gecesinde hocası tarafından kutsal bir kolye ile ödüllendirildi. Bu kolyenin merkezinde derin lacivert bir lapis vardı. Hocası ona şöyle dedi:
“Bu taş gerçeği saklamaz. Onu taşıyan da artık kendinden saklanamaz.”
Nefer, taşı kalbinin üzerine koyduğunda zihnindeki korkuların fısıltılarını duymaya başladı. Önce ürktü. Çünkü lapis, insanın başkalarına söylediği yalanları değil, kendine söylediği yalanları ortaya çıkarırdı. Günler geçtikçe Nefer, kendi iç sesini bastırmak yerine dinlemeyi öğrendi. Boğazındaki düğümler çözüldü, kelimeleri berraklaştı. Köy halkı onun şifasının güçlendiğini fark etti; çünkü artık sözleri kalbinden geliyordu.
Yüzyıllar sonra, bu taş yine bir kadının yoluna çıktı. Bu kez modern bir şehirde, kalabalığın ortasında kendini kaybetmiş bir kadının avucuna düştü. Taşı ilk tuttuğunda garip bir sakinlik hissetti. O gece rüyasında yıldızlı bir gökyüzü gördü. Gökyüzü ona şöyle fısıldadı:
“Sesin, sen sustukça değil; sen kendin oldukça güçlenecek.”
Sabah uyandığında hayatı mucizevi şekilde değişmemişti. Ama içinde bir şey netleşmişti. Ertelediği hayaller, söyleyemediği sözler, bastırdığı duygular artık görünmez değildi. Lapis, ona cesaret vermemişti; cesaretinin zaten orada olduğunu hatırlatmıştı.
Derler ki Lapis Lazuli, bilgeliğin ve içsel gerçeğin taşıdır. Onu taşıyan kişi, başkalarının ışığını aramayı bırakır. Çünkü kendi içindeki gökyüzünü görmeye başlar.
Ve gökyüzü, aslında hiçbir zaman yukarıda değildir.
Rivayete göre bu taş, sıradan bir maden değildi. Gece göğünün en karanlık anında, yıldızlar dualarını yeryüzüne fısıldarken oluşmuştu. İçindeki altın ışıltılar, aslında yıldız tozuydu. Bu yüzden ona bakan herkes, kendi içindeki sonsuzluğu hatırlardı.
Antik Mısır’da genç bir şifacı adayı olan Nefer, ilk inisiyasyon gecesinde hocası tarafından kutsal bir kolye ile ödüllendirildi. Bu kolyenin merkezinde derin lacivert bir lapis vardı. Hocası ona şöyle dedi:
“Bu taş gerçeği saklamaz. Onu taşıyan da artık kendinden saklanamaz.”
Nefer, taşı kalbinin üzerine koyduğunda zihnindeki korkuların fısıltılarını duymaya başladı. Önce ürktü. Çünkü lapis, insanın başkalarına söylediği yalanları değil, kendine söylediği yalanları ortaya çıkarırdı. Günler geçtikçe Nefer, kendi iç sesini bastırmak yerine dinlemeyi öğrendi. Boğazındaki düğümler çözüldü, kelimeleri berraklaştı. Köy halkı onun şifasının güçlendiğini fark etti; çünkü artık sözleri kalbinden geliyordu.
Yüzyıllar sonra, bu taş yine bir kadının yoluna çıktı. Bu kez modern bir şehirde, kalabalığın ortasında kendini kaybetmiş bir kadının avucuna düştü. Taşı ilk tuttuğunda garip bir sakinlik hissetti. O gece rüyasında yıldızlı bir gökyüzü gördü. Gökyüzü ona şöyle fısıldadı:
“Sesin, sen sustukça değil; sen kendin oldukça güçlenecek.”
Sabah uyandığında hayatı mucizevi şekilde değişmemişti. Ama içinde bir şey netleşmişti. Ertelediği hayaller, söyleyemediği sözler, bastırdığı duygular artık görünmez değildi. Lapis, ona cesaret vermemişti; cesaretinin zaten orada olduğunu hatırlatmıştı.
Derler ki Lapis Lazuli, bilgeliğin ve içsel gerçeğin taşıdır. Onu taşıyan kişi, başkalarının ışığını aramayı bırakır. Çünkü kendi içindeki gökyüzünü görmeye başlar.
Ve gökyüzü, aslında hiçbir zaman yukarıda değildir.
Bu dükkandaki tüm ürünler ücretsiz kargo ile gönderilir.
Bu ürünleri beğenebilirsiniz









