+19 Urfa Güzeli(1.Kitap)
170
TL
( dijital üründür satın aldıktan sonra indir butonuna tıklayınız 210 sayfadır 55 bin kelime part 1,2,3,4 alanların almasına gerek yoktur)
Ferzan’ın dudakları tenimi alev alev yakarken, aklım ve bedenim
arasındaki savaşın son demlerini yaşıyordum. İçimdeki arzu beni
uçuruma sürüklüyordu, evet. Bütün benliğimle Ferzan’a teslim olmak,
şu siyah çarşafların arasında tamamen kaybolmak istiyordum. Fakat
zihnimin derinliklerinden yankılanan, bana kim olduğumu hatırlatan
cılız ama inatçı bir ses vardı. Namusum. Yıllarca uğruna dayak
yediğim, boyun eğdiğim, korumaya çalıştığım şerefim. Ferzan Ağa’nın
geçici hevesi, bir gecelik tutkusu olamazdım. Babamın evinden
gelinlikle çıkmamışken, nikah masasına oturmamışken kendimi
tamamen teslim edemezdim.
Bütün gücümü topladım. Titreyen ellerimi Ferzan’ın kaslı, çıplak
göğsüne yaslayıp adamı hafifçe geriye doğru ittim. Ferzan,
beklemediği bu hamle karşısında şaşkınlıkla duraksadı,
alev alev yanan siyah gözlerini yüzüme dikti. Nefes nefeseydik. Göğüs
kafesim hızla inip kalkarken, cesaretimi toplayıp yeşil
harelerimi Ferzan’ın dipsiz karanlığına kilitledim.
“Dur...” diye fısıldadım, sesim titriyordu ama kararlılığım bir dağ kadar
sertti. “Dur Ağam. Nikahlı karın olmadığım sürece, koynuna girmem.”
Ferzan kaskatı kesildi. Gözlerindeki siyahlık bir anlığına dalgalandı.
Söylediklerim, adamın kanındaki ateşe dökülen buz gibi bir suydu.
“Evet, senden etkileniyorum,” diyerek devam ettim. Kelimeler
dudaklarımdan dökülürken kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Böylesine
büyük bir itirafı yapmak, ruhumu çırılçıplak bırakmak demekti. “Seni
seviyorum... Bütün bu korkunçluğun, bütün bu karanlığın içinde
kalbime girdin, seni seviyorum. Ama bazı şeyler usulünce
olmalı Ferzan. Zaten yeterince sınırları zorladık. Daha fazlasına,
nikahımız kıyılmadan asla izin veremem.”
Sessizlik. Yatak odasının içindeki hava öylesine ağırlaştı ki, nefes
almak bile işkenceye dönüştü. Ferzan, duyduğu itirafın şoku ve
bedensel arzunun getirdiği amansız sancı arasında sıkışıp kalmıştı.
‘Seni seviyorum’ cümlesi, adamın zihninde yankılanıyor, öfkeli ve
vahşi çehresini bambaşka bir şaşkınlığa sürüklüyordu. Ferzan, gergin
çenesini sıktı. Sertçe yutkundu. Adem elması boğazında belirgin bir
şekilde hareket ederken, kuruyan dudaklarını diliyle yavaşça yaladı.
Adamın gözlerindeki ateş sönmemişti, sadece önüne geçilmez bir
iradeyle zapt edilmişti.
“Şu nikah...” dedi Ferzan, sesi karanlık, pürüzlü ve kesindi. Dişlerinin
arasından konuşuyordu. “En kısa zamanda kıyılacak, merak etme.
Düğünümüzü bütün Urfa görecek.”
Üzerimden büyük bir hızla kalktı. Yataktan adeta kazınarak ayrıldı.
Bedeni hala arzuyla gergin, kasları yay gibiydi. “Ben bir duş alsam iyi
olacak,” diye hırıldadı. “Yoksa kendi sınırlarımı da, senin sınırlarını da
tanımayacağım.
Ferzan’ın dudakları tenimi alev alev yakarken, aklım ve bedenim
arasındaki savaşın son demlerini yaşıyordum. İçimdeki arzu beni
uçuruma sürüklüyordu, evet. Bütün benliğimle Ferzan’a teslim olmak,
şu siyah çarşafların arasında tamamen kaybolmak istiyordum. Fakat
zihnimin derinliklerinden yankılanan, bana kim olduğumu hatırlatan
cılız ama inatçı bir ses vardı. Namusum. Yıllarca uğruna dayak
yediğim, boyun eğdiğim, korumaya çalıştığım şerefim. Ferzan Ağa’nın
geçici hevesi, bir gecelik tutkusu olamazdım. Babamın evinden
gelinlikle çıkmamışken, nikah masasına oturmamışken kendimi
tamamen teslim edemezdim.
Bütün gücümü topladım. Titreyen ellerimi Ferzan’ın kaslı, çıplak
göğsüne yaslayıp adamı hafifçe geriye doğru ittim. Ferzan,
beklemediği bu hamle karşısında şaşkınlıkla duraksadı,
alev alev yanan siyah gözlerini yüzüme dikti. Nefes nefeseydik. Göğüs
kafesim hızla inip kalkarken, cesaretimi toplayıp yeşil
harelerimi Ferzan’ın dipsiz karanlığına kilitledim.
“Dur...” diye fısıldadım, sesim titriyordu ama kararlılığım bir dağ kadar
sertti. “Dur Ağam. Nikahlı karın olmadığım sürece, koynuna girmem.”
Ferzan kaskatı kesildi. Gözlerindeki siyahlık bir anlığına dalgalandı.
Söylediklerim, adamın kanındaki ateşe dökülen buz gibi bir suydu.
“Evet, senden etkileniyorum,” diyerek devam ettim. Kelimeler
dudaklarımdan dökülürken kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Böylesine
büyük bir itirafı yapmak, ruhumu çırılçıplak bırakmak demekti. “Seni
seviyorum... Bütün bu korkunçluğun, bütün bu karanlığın içinde
kalbime girdin, seni seviyorum. Ama bazı şeyler usulünce
olmalı Ferzan. Zaten yeterince sınırları zorladık. Daha fazlasına,
nikahımız kıyılmadan asla izin veremem.”
Sessizlik. Yatak odasının içindeki hava öylesine ağırlaştı ki, nefes
almak bile işkenceye dönüştü. Ferzan, duyduğu itirafın şoku ve
bedensel arzunun getirdiği amansız sancı arasında sıkışıp kalmıştı.
‘Seni seviyorum’ cümlesi, adamın zihninde yankılanıyor, öfkeli ve
vahşi çehresini bambaşka bir şaşkınlığa sürüklüyordu. Ferzan, gergin
çenesini sıktı. Sertçe yutkundu. Adem elması boğazında belirgin bir
şekilde hareket ederken, kuruyan dudaklarını diliyle yavaşça yaladı.
Adamın gözlerindeki ateş sönmemişti, sadece önüne geçilmez bir
iradeyle zapt edilmişti.
“Şu nikah...” dedi Ferzan, sesi karanlık, pürüzlü ve kesindi. Dişlerinin
arasından konuşuyordu. “En kısa zamanda kıyılacak, merak etme.
Düğünümüzü bütün Urfa görecek.”
Üzerimden büyük bir hızla kalktı. Yataktan adeta kazınarak ayrıldı.
Bedeni hala arzuyla gergin, kasları yay gibiydi. “Ben bir duş alsam iyi
olacak,” diye hırıldadı. “Yoksa kendi sınırlarımı da, senin sınırlarını da
tanımayacağım.
Bu ürün dijital ortamda teslim edilir.








