Sepete eklendi

Dijital ürün
%61
Tükendi

2. TEK GECELİK İLİŞKİ +21
35
TL
90
TL
126 sayfadan oluşmaktadır, çalınma kopyalanma durumunda işlem başlatacağım kimse üzülmesin
“Bana ait olanı almaya geldim.”
Bir an kulaklarıma inanamadım. Kaşlarım çatıldı, gözlerim kocaman açıldı. “Ne… ne diyorsun sen?” diye sordum, sesim çatallı çıkmıştı. Çünkü bu söz, düşündüğüm hiçbir şeyle örtüşmüyordu. Borçlar, dün gece yaşadıklarımız, onun gelişi… Ama bu cümle? Bu cümle bambaşka bir karanlık barındırıyordu. Kaç dakikadır beni dinlemişti, susmuştu. Şimdi ise öyle bir şey söylüyordu ki aklım durmuştu sanki.
Ali Araf bir adım yaklaştı. Çenesi kasılmış, omuzları dimdikti. O gözler, sanki içime kadar delip geçiyordu. “Dün odamdan çaldığın dosyayı ver.”
Bedenim buz kesti. Şaşkınlıktan nefesim kesildi. “Ne?” dedim, fısıltıyla. Kulaklarım uğuldamıştı.
Onun sesi yükseldi, tok ve keskin. “Dosyayı vereceksin. Kim için koynuma girdin, kime çalışıyorsun?”
Kalbim deli gibi atıyordu. Bir adım geri çekildim. Öfkeyle değil, korkuyla değil… tam anlamıyla şokla. Bu söylediği şey… imkânsızdı. Benim böyle bir şey yapmam söz konusu bile değildi. Ama o bana inanmıyordu.
“Ben… ben bir şey çalmadım!” dedim, sesim titreyerek. Gözlerimden yaşlar boşalmaya başlamıştı. Ellerim titriyordu. “Hiçbir şey almadım! Sen… sen beni bununla suçlayamazsın!”
Ali Araf’ın yüzü taş gibiydi. Gözlerinde öyle bir öfke vardı ki, neredeyse etrafı yakıp kavuracaktı. Kaşlarının arasındaki o keskin çizgi derinleşti. Dudakları arasından hırıltıya yakın bir ses çıktı:
“O odaya sen girdin. Sen aldın. Ve şimdi vereceksin.”
Sanki bütün duvarlar üzerime yıkıldı. İçimdeki korku, öfkeye karıştı. Çaresizlikten titriyordum. “Hayır! Ben hiçbir şey yapmadım! Senin odana girmedim bile! Senin dosyandan haberim yok!” diye haykırdım. Sesim evin içinde yankılandı. Melek’in arka odadan soluğunu tuttuğunu hissedebiliyordum. Alin’in hıçkırıkları kulaklarıma çarpıyordu. Dün sadece ikimizde yataktaydık. Sonrasında ise kendisi odayı dağıtmış ve duşa girmişti. Bende üstümü giyinip kaçmıştım. Etrafıma dahi bakmamıştım bile.
Ama Ali Araf… O, bana hiç inanmış gibi bakmıyordu. Bakışları keskin, nefesi sertti. Sinirinin gölgesi yüzüne yansımıştı. Yavaşça başını bana doğru eğdi, gözlerindeki mavilik öyle yakınlaşmıştı ki, nefesim kesildi. “O odaya sen girdin, Alya. Kim için girdin?”
“Bana ait olanı almaya geldim.”
Bir an kulaklarıma inanamadım. Kaşlarım çatıldı, gözlerim kocaman açıldı. “Ne… ne diyorsun sen?” diye sordum, sesim çatallı çıkmıştı. Çünkü bu söz, düşündüğüm hiçbir şeyle örtüşmüyordu. Borçlar, dün gece yaşadıklarımız, onun gelişi… Ama bu cümle? Bu cümle bambaşka bir karanlık barındırıyordu. Kaç dakikadır beni dinlemişti, susmuştu. Şimdi ise öyle bir şey söylüyordu ki aklım durmuştu sanki.
Ali Araf bir adım yaklaştı. Çenesi kasılmış, omuzları dimdikti. O gözler, sanki içime kadar delip geçiyordu. “Dün odamdan çaldığın dosyayı ver.”
Bedenim buz kesti. Şaşkınlıktan nefesim kesildi. “Ne?” dedim, fısıltıyla. Kulaklarım uğuldamıştı.
Onun sesi yükseldi, tok ve keskin. “Dosyayı vereceksin. Kim için koynuma girdin, kime çalışıyorsun?”
Kalbim deli gibi atıyordu. Bir adım geri çekildim. Öfkeyle değil, korkuyla değil… tam anlamıyla şokla. Bu söylediği şey… imkânsızdı. Benim böyle bir şey yapmam söz konusu bile değildi. Ama o bana inanmıyordu.
“Ben… ben bir şey çalmadım!” dedim, sesim titreyerek. Gözlerimden yaşlar boşalmaya başlamıştı. Ellerim titriyordu. “Hiçbir şey almadım! Sen… sen beni bununla suçlayamazsın!”
Ali Araf’ın yüzü taş gibiydi. Gözlerinde öyle bir öfke vardı ki, neredeyse etrafı yakıp kavuracaktı. Kaşlarının arasındaki o keskin çizgi derinleşti. Dudakları arasından hırıltıya yakın bir ses çıktı:
“O odaya sen girdin. Sen aldın. Ve şimdi vereceksin.”
Sanki bütün duvarlar üzerime yıkıldı. İçimdeki korku, öfkeye karıştı. Çaresizlikten titriyordum. “Hayır! Ben hiçbir şey yapmadım! Senin odana girmedim bile! Senin dosyandan haberim yok!” diye haykırdım. Sesim evin içinde yankılandı. Melek’in arka odadan soluğunu tuttuğunu hissedebiliyordum. Alin’in hıçkırıkları kulaklarıma çarpıyordu. Dün sadece ikimizde yataktaydık. Sonrasında ise kendisi odayı dağıtmış ve duşa girmişti. Bende üstümü giyinip kaçmıştım. Etrafıma dahi bakmamıştım bile.
Ama Ali Araf… O, bana hiç inanmış gibi bakmıyordu. Bakışları keskin, nefesi sertti. Sinirinin gölgesi yüzüne yansımıştı. Yavaşça başını bana doğru eğdi, gözlerindeki mavilik öyle yakınlaşmıştı ki, nefesim kesildi. “O odaya sen girdin, Alya. Kim için girdin?”
Bu ürün dijital ortamda teslim edilir.
Bu ürünleri beğenebilirsiniz









